20110731

Bu fotoğraf dondurmacı çocuğun fotoğrafı hiç değildir


Doğan Teyboğa'nın bulabildiğim tek fotoğrafı bu fotoğraf. Şırnak'ta bir gösteride başına gaz bombası 'isabet ettikten' sonra hastaneye kaldırılmış ve orada yaşamını kaybetmiş. Elbette 13 yaşında, elbette bir çocuk. Bir takım köşe yazarları, yine çocukları, yine Kürtleri sorumlu tutmuş, başkaları da görmemiş, duymamış, konuşmamış. İran'ın Kandil'e yağdırdığı bombalardan dolayı ölen 10 yaşındaki bir çocuğun ise ne adı ne de fotoğrafı var, ne de Türkiye'de kimselerin İran'ın Kandil'i işgal etmeye çalıştığından ve bunu Türkiyeli Özel Kuvvetlerin desteği ile sürdürdüğünden haberi...

Bazı sözlerin anlamı yok pek fazla, yoksa bir sürü konuşulur elbette. 

20110721

Habertürk ve Öcalan


Şimdi, bu karikatür bugünkü HaberTürk gazetesinin birinci sayfasında çıkmış. Bana epey ilginç geldi.

Bir süredir Taraf ve çevresinde, Öcalan barış istiyor, PKK bu barışa engel oluyor gibisinden bir hat anlatılıyor. Taraf'ta olunca pek şaşırmadım, zira liberal dünya görüşünün böyle şeylere yol açması beklenir bir şey.  Hatta geçenlerde Veysi Sarısözen yazmıştı galiba, yıllarca Kürt siyasetine bu kesimlerin yaptığı en önde gelen eleştirilerden birisi, Öcalan'a atfedilen anlam ve özellikle siyasetin tek kişi tarafından yönetiliyor görüntüsü idi. Liberaller, bu yapıyı otoriter ve Stalinist buluyorlardı. "Şimdi ise aksine, Öcalan'ın sözünü dinlemiyorlar diye yakınıyor aynı insanlar"diyor Sarısözen özetle. 

Ama bu bakış açısı Habertürk'e kadar sıçrayınca bir dakika dedim kendi kendime, Fatih Altaylı durduk yere bunu yapmaz. Daha iki seneye kadar isminin başına "Bebek katili, bölücübaşı" gibi sıfalar koymadan anamadıkları Öcalan'ı şimdi barıştan yana olan ancak PKK'yi kontrol edemeyen olarak çiziyorlarsa bu o kadar basit bir durum değildir. 

Bir süredir devletin Öcalan'la görüşmeler sürdürdüğü biliniyor. Öcalan haricinde kimse bunu resmi olarak açıklamıyor olsa da, yalanlayan da çıkmadı. Acaba, diyorum kendi kendime, Öcalan'la görüşüldüğü ve çözüm için adımlar atılacağı kamuoyuna açıklanmadan önce Türk nüfus söylemsel olarak bu duruma mı hazırlanıyor? Ya da bu durumun anlatılabileceği bir zemin mi hazırlanıyor. Sonuçta Habertürk'ün hitap ettiği kesimin orta sınıf veya beyaz yakalı işçi Türk bir nüfus olduğunu hesaba katarsak bu olmayacak birşey sayılmaz. Özellikle bu kesime devlet bir şekilde ne yaptığını anlatmak istiyor olabilir. Ancak bu kesim, caz konserinde Kürtçe müzik yuhalayan kesim. O halde, onların hazırlanması gerekiyor olabilir.

DTP döneminde buna benzer, şahinler kanadı ve güvercinler kanadı diye bir ayrım kurgulanmıştı aynı kişiiler tarafından ve epeyce tutmuştu. "Aysel Tuğluk falan hep iyi de Emine Ayna'yı sevmiyoruz" diyen epey insan vardı. (O dönem de şunları yazmışım)

Bilmiyorum, bu dediklerimin bir geçerliliği yok. Sadece bu karikatür bana bunları düşündürdü. Aslında en azından bütün bu meseleler konuşulabilinir hale geliyor, birşeyler gizli kapaklı kalmıyor.

20110716

Kalbimizde caz, aklımızda ırkçılık

My only sin 
Is in my skin 
What did I do 
To be so black and blue? 
Louis Armstrong

Pekala, son zamanlarda caz müzik epey ilgimi çekiyor. Birbirinin tekrarı ve hiçbir yaratıcılık sunmayan müziklerden fena halde bıkmışken bu müziği keşfettim ve dinledikçe daha fazla keyif almaya başladım.

Dinlemeye başlamamın sebeplerinden bir tanesi de, yıllar önce İngiliz Edebiyatındaki bir hocamın Beatniklerin ilhamları arasında olduğunu söylediği Bebop müziğini tanımak istememdir. Bebop, özellikle 1940larda Sivil Haklar Hareketinde, yani ABD'de siyahların seslerini duyurmaya başladıkları dönemde yaygın olan caz biçimi idi.

Bu sebeple de, İKSV'nin caz festivaline bakadurur oldum. Gerçi orada sadece Miles Davis'in anısına yapılan konser ilgimi çekmişti. Ona da gidemedim. Öte yandan çok da gidesim olmamıştı. Çünkü festivalin sunuluş biçiminden, tanıtımında öncelik tanınan yerlere kadar fazlasıyla burjuvazinin damak tadına hitap eder bir havası vardı. Bu da bana batıyor. İşçi sınıfından birisi olarak da sanat ilgimi çekiyor. Bu da ayrı bir mevzu.

Bunları yazmazdım. Ama az önce bir haber okudum. (Haber bu linkte)Bu bahsettiğim caz festivali kapsamında bir etkinlik düzenlenmiş bu gece. Etkinliğin bir kısmında Aynur Doğan da sahne alacakmış. Kendisi Kürtçe şarkı söyleyince bir takım insanlar yuhalamaya başlamışlar. Aynur Doğan sahneyi ikinci şarkıda terk ederken bu insanlar da İstiklal Marşlarını okuyorlarmış. "Vatan bölünmez" gibisinden sloganlar atmışlar.

Aynur Doğan'a destek olan seyirciler de varmış. Bunun üzerine salona bir yığın polis girmiş vs.

Caz, nereden nereye diye düşündüm. Bu etkinliklerin biletleri günler öncesinden tükeniyor. Üstelik bahsettiğim etkinliğin biletleri 120 liradan başlıyormuş ve öğrenci bileti 30 lira imiş. Yani bu kitlenin dün bu konseri basmak üzere bilet alan BBPli bir grup olduğunu zannetmiyorum. Bu insanlar muhtemelen festival izleyicisi.

Caz festivainde daha birkaç gün önce böyle bir olay daha olmuştu, Radikal'den Berrin Karakaş yazmıştı. Festival kapsamında yazarlar çalıyor partisi gibi birşey düzenlenmiş, Kürtçe şarkı çalınınca oradaki DJ müdahale etmeye kalkmış, "Biz bu dili bilmiyoruz" demiş, çalınmamasını 'rica etmiş'.

Geçenlerde Milliyet Sanat'ta okuyordum, yıllar önce Miles Davis gelmiş bu festivale, sonra seyirciye yan dönmüş, enstürümanını duvara baka baka çalmış, hiç seyirciye bakmamış. Şimdi neresini dönüp çalardı acaba. Elbette seyirciler arasında Aynur Doğan'ı destekleyenler olmuş, "Yaşasın hakların kardeşliği" diye slogan atanlar da olmuş. Ama yahu, sahneye pet şişe fırlatanlar da olmuş. Kürtçe bir şarkı duydu diye sahneye pet şişe fırlatacak bir insanı düşünüyorum da, bir de caz müziğin anlamını.

Bir de, mesela caz festivali düzenleyen bir kurumun tek işi gelen sanatçıların aldığı ödülleri sıralayıp, süslü püslü broşürler satıp, ilanlar verip bilet satmak mıdır? Mesela bu kurumun cazın politik yönünü vurgulamak gibi bir işi, görevi, ödevi de yok mudur? Bir caz festivalinde iki tane ırkçı olay yaşanıyorsa, İKSV'nin bunda hiç günahı yok mudur? Yani, çıkıp da siyahların hak ve hukuk mücadelesinin arka planındaki müziğin festivalinde bunlar oluyorsa, bu festivalin düzenleyicilerinden de bir özeleştiri beklemek fazla mı olur? İKSV sadece olayların üzücü olduğunu ve sanatın dilinin evrensel olduğunu söylemiş yazılı açıklamasında.

Bütün bu sorularla birlikte, şu film sahnesini de koymadan edemiyorum. Gönül Yarası filminden, Aynur Doğan söylüyor, Dar Heji Roke. Bebop'ı anlamak için siyah olmak mı gerek? Bu türküye ağlamak için Kürtçe bilmek mi gerek?