20110310

Yargıçlar, kefiller

Ya, bilmiyorum, şimdi bu yazdığımı kimse beğenmeyecek ondan da emin gibiyim ama yazmazsam içime sıkıntı olacak o yüzden yazıyorum. Nedim Şener ve Ahmet Şık'la ilgili gözaltı ve ardından gelen tutuklamalarla beraber yazılıp çizilenler benim içimi daraltıyor.

Kim suçludur, kim suçsuzdur karar verebilecek niteliğe ya da netliğe sahip değilim. Nedim Şener'i de Ahmet Şık'ı da tanımam. Kitaplarını da okumadım. Nedim Şener'i bir kez Hrant Dink cinayeti ile ilgili yazdığı kitaptan yargılandığı bir mahkemede gördüm. Destek vermeye gitmiştim. Başka da birşey bilmiyorum. 

Ancak, gözaltı gününden beri yazılıp çizilenler, biz o adamı tanırız, o şunu yazdı, bunu yazdı, kesin suçlu değildir, kesin iyi birisidir çizgisinde ilerliyor. Bu da bana epey tatsız geliyor. Dar çevrelerde ve cemaatlerde hukuk ve politika tanıdıklar üzerinden yapılır. Sanırım böyle yapılıyor. Bu son durum da bu meselenin bir örneği.

Hayır, mahkemelerin hukuksuz uygulamalarına birilerini tanıdığımız için karşı çıkacaksak hiç karşı çıkmayalım mümkünse. Zaten Tuncay Özkan da gazeteciydi ve Cumhuriyet'te yazıp çizenler de hemen hemen aynı çizgide "biz onu tanırız, o iyidir" şeklinde davaya karşı çıkmışlardı. Bu şekilde ortaya çıkan tepkileri epeyce benzer görüyorum.

Türkan Saylan mevzusu aynı şekilde ilerliyordu. O zaman Ayşegül (Şah Bozdoğan) ile beraber yazmıştık bir kimsenin cüzama karşı savaşmış olması bu örgütle bağı olmadığı anlamına gelmez diye. "Bizim çevreden" olmaları da bunu değiştirmiyor. Hele ki, basın özgürlüğü gibi kartları masaya koymanın manasını göremiyorum. Bu insanlar haber yazmaktan gözaltına alınmadılar. Gazeteci olmak dokunulmazlığı getirmiyor. Soner Yalçın'ın tutuklanmasına bile basın özgürlüğü diyerek karşı çıkanlar oldu. Pardon da, "basın özgürlüğü" demek Soner Yalçın'ın OdaTV denilen o rezil internet sitesinden ona buna komplo hazırlama özgürlüğü demek değildir, ifade özgürlüğünü içerir.

Bu demek değil ki, mahkemenin uygulamaları çok harika, yargıçlara hiç eleştiride bulunmayalım. Ancak bunun için Şener ve Şık'a olan tanıdıklıklığınızı kullanıyorsanız, bu çok da eleştiriye girmiyor. Toptan bir yargı reformunu gündeme getirin o halde. Neden yargıya yönelik eleştiriler sadece Ergenekon davasında ortaya çıkıveriyor? Orada tanıdıklarımız yargılandığı için mi?

Kimse kusura bakmasın, ben bu çok sesli koroya dahil olamıyorum. Nedim Şener'in de, Ahmet Şık'ın da ne gibi bir suçu var bilmiyorum ancak "biz onları tanırız, kesin suçsuzdurlar, kesin AKP muhalifleri susturmak istiyor" şeklinde, malesef Taraf'ı da içine katan koroya katılamayacağım. Kimsenin ne yargıcı ne de kefili olabilirim.

Öyle işte...

Bir de not: Temelkuran, Vakit geldi ses yapma zamanıdır demiş. Valla bana göre o vakit, 27 Nisan 2007 günü muhtıra verildiğinde, ya da bir dakika, 19 Ocak günü Hrant Dink öldürüldüğünde gelmişti. O günden beri epeyce ses yaptım kendimce. Hani, "şakşakçı" olaraktan...