20100502

Geçmişle yüzleşmek bugünü nasıl daha güzel yapar?


Bahar geldi ve operasyonlar başladı. Operasyonlar başlar başlamaz ard arda asker ölümleri ile ilgili haberler alıyoruz. Hemen her gün yeni bir çatışma ve ölüm haberi geliyor. Bu haberler cenaze görüntüleri ile birlikte veriliyor ve hemen artlarından hızla operasyonların başladığı, "hain teröristlerden" hesap sorulacağı hızlıca bir müzik eşliğinde dile getiriliyor.

Geçen hafta sonu Bilgi Üniversitesinde Marksizm 2010 isimli bir toplantılar dizisi düzenleniyordu. Toplantıların bir oturumu da Küresel Politikalar üzerine yapıldı. Konuşmacılardan biri Almanya'daki Troçkistlerin Die Linke partisi içerisinde faaliyet göstermek üzere çevresinde örgütlendikleri Marx 21 dergisinin editörü olan Stefan Bornost idi.

Bornost'un anlattıklarına göre yakın zamanlarda Afganistan'da görev yapmakta olan 7 Alman askerinin ölümünün ardından Almanya halkı nihayet ülkelerinin Afganistan'da bir savaş yapmakta olduğunun farkına varmış ve geniş bir savaş karşıtı hareket başlamış. Afganistan'da, 11 Eylül'ün hemen ardından savaş başladığından beri Almanya'da bu savaşa karşı hiç bir şekilde kitlesel muhalefet oluşturamadıklarını anlatan Bornost, asker ölümlerinin hemen ardından halkın savaşın gerekçelerini sorgulamaya ve hükümeti savaştan vazgeçmek için zorlamaya başladığını anlatırken duyduklarıma epeyce şaşırdım.

Türkiye'de bunun olması zor görünüyor. Zira burada askerler ölünce savaşı sorgulamak bir yana dursun aksine daha beter bir şekilde "intikam" sesleri yükseliyor. "Şehitleriizin kanı yerde kalmayacak" diyen TV spikerinin haberi yayınlanırken askeri uçaklar bir yerleri bombalamayı meşrulaştırıveriyor. Sonrası ise hep daha fazla savaş!

Bornost'a bu durumu anlattım ve Almanya'da bunun nasıl mümkün olduğunu sordum. Nasıl olmuştu da Alman halkı ölen askerlerinin intikamını almak istemiyordu Afgan "teröristlerden". Bornost bana aslında bildiğim bir şeyi anlattı, İkinci Dünya Savaşında milliyetçiliğin ülkesinde sebep olduğu yıkımı, Holocaust'u. Almanya vatandaşı olan milyonlarca Yahudi'nin milliyetçi histeri sırasında nasıl soykırıma uğratıldığını ve bununla yüzleşmiş olunduğundan artık Almanya'da milliyetçi fikirlere izin verilmediğini anlattı. Askerlerin ölümünden sonra hükümete yakın sivil toplum kuruluşları "Birliklerimizi Destekleyelim" tarzı yurtsever kampanyalar yapmaya girişmiş ancak bu çabalar hemen Nazileri çağrıştırmış ve acınası derecede küçük ve marjinal kalmışlar.

Hiç kimsenin Almanya'da çıkıp da "Yahudiler için üzülüyorsunuz ama bizim ölen askerlerimiz için niçin üzül müyorsunuz?" demeye gücü yetmemiş sonuçta. Aksine, daha fazla asker ölmemesinin yolunun gidip "intikam almak" değil, "operasyonlar yapmak" değil, savaşı sona erdirmek olduğunu hızla anlamış ve "Savaşa Hayır" demişler. Die Linke partisi de bu sesi meclise taşıyarak savaş karşıtı hareketin temsilcisi haline gelmiş.

Tam bu konuşmaları yaptığımız sırada; 1915 senesinde bir buçuk milyon Ermeni'nin sistematik biçimde yok edilmesinin ilk adımı olan 24 Nisan'da Ermeni aydınlarının bu şehirden sökülüp alınmasının yıl dönümde ilk defa yapılacak olan anma törenine hazırlanıyorduk. Gazetelerde, tartışma programlarında, çeşitli platformlarda bu tartışılıyordu. Hatta dünyanın da gözü Obama'nın iki dudağının arasından çıkacak söze değil Taksim'de yapılacak anmaya çevrilmişti. Tüm bu tartışmalarda ısrarla sorulan bir soru vardı ve çeşitli milliyetçi paranoyak fantezilerle bu sorunun cevabı dolduruluyordu: "Ne istiyorsunuz, amacınız nedir, sizi ne motive ediyor ki 1915 yılında yaşanan bu olayı sürekli gündeme taşıyorsunuz?"

Söyleyeyim; evet artık 1915 yılında yok edilenleri geri getiremeyiz, Cumhuriyet tarihi boyunca yok edilen daha bir çok şey artık geri getirmenin mümkün olmadığı gibi. Mesela dilimiz asla eskisi gibi olamayacak ya da Anadolu asla gerçekten Anadolu olamayacak bir daha, evet mesela Pera da asla Pera olamayacak, daha da kayboluyor her geçen gün. Ama bırakın yasını tutalım, hatta bırakmayın, gelin hep beraber tutalım.

Hani inatla diyorlar ya milliyetçiler, "1915'te ölen Ermenilere üzülüyorsunuz, şehitlere niye üzülmüyorsunuz" diye. Kusura bakmasınlar ama "şehitlere" üzülmeyen o milliyetçiler aslında, sadece daha fazla savaş daha fazla kan istiyorlar.

Bense, ölen Türk de olduğunda, Kürt de olduğunda, Ermeni de olduğunda üzülebilmek istiyorum ve askerler ölüyorsa eğer, bunu durdurmanın yolunun "İntikam" histerisi değil "Operasyonlar dursun, barış hemen şimdi" diye bağırmak olduğunu düşünüyorum.

Kürt sorunu çözülecekti, açılım yapılıyordu vs. vs. Sonra açılım gitti, "kelepçeli açılım" geldi, DTP kapatıldı, halkın oylarıyla seçilen BDP'li belediye başkanları hapse atıldı, Kürt çocuklarına yaşlarının 3 katı hapis cezaları verildi, eski hükümetlerin dahi yaşatmadığı bir zulüm Kürt halkına reva görüldü. Şimdi de bahar geldi ve bahar gelir gelmez hemen bölgeye asker sevkiyatı hızlandırılıp operasyonlar başlatıldı

Hani silahla bu işin çözülmeyeceği kabul edilmişti, artık demokratik yollar aranacaktı, bütün bunlar sona erecekti. Bunun yerine Kürt halkına yönelik topyekün bir saldırı başlatıldı. Üstelik sadece PKK'ye yönelik de değil, İslami hareketin Kürt ayağı olan Mustafaz-Der de kapatıldı. Operasyonlar başladı ve şimdi her iki halkın genç yaştaki çocukları arka arkaya ölüyor. Bu operasyonlarla ne olacak, 25 yıldır olmayan şey olacak ve PKK sona mı erecek? Bırakın Allah aşkına, bunu yapanlar bile buna inanmıyorlar.

"24 Nisan'ı anacağız da ne olacak?" sorusunun cevabı bu işte. 1915'te olanlarla yüzleşmek milliyetçi zihniyeti paramparça edecek ve o zaman asker ölümleriyle ilgili haberler geldiğinde meselenin "hain teröristlerin pususu" olmadığını, meselenin tam bir cinnet içerisinde sürdürülmekte inat edilen hem askeri hem de siyasi şiddet politikası olduğu konuşulacak.

O zaman askerler öldüğünde hep beraber "Operasyonlara hayır, sorunların silahla, ölümle çözülmeye çalışılmasına hayır" diyebileceğiz.

Hep beraber barış sloganları atabileceğiz. Savaşa hayır.