20080928

Yorumsuz...

"Marmara Üniversitesi, aslî görevi olan eğitim ve öğretimle beraber, Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda, demokratik ve katılımcı bir öğretimi amaç edinmekte, gençlerimizi bu hedefler doğrultusunda geleceğe hazırlamaktadır. " Marmara Üniversitesi İnternet Sitesi - Genel Bilgiler http://www.marmara.edu.tr/tr/universitemiz/genel-bilgiler

"Marmara Üniversitesi’nde yurtdışına burslu gitme koşulu olarak öğrencilere, dış politika konularında ‘devlet tezleri kursu’ dayatıldı. Gerekçe: Orada soran olursa cevap verirsiniz. Dört günlük eğitimde Erasmus programıyla gideceklere Rum Pontus, Kürt sorunu, Ermeni tezi ve Kıbrıs meselesi anlatıldı. Ermeni tezinin brifingcisi eski Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu idi. Oryantasyon eğitimiyle ilgili olarak öğrencilere e-posta gönderildi, katılmayanların yurtdışına gidemeyecekleri bildirildi. Üniversitenin Erasmus program koordinatörü ise uygulamayı savundu. Koordinatör Selahattin Güriş “Amacımız Avrupa’ya gidecek öğrencileri Türkiye’nin başını ağrıtan konularda bilgilendirmek” dedi. Erasmus yetkililerinin ise böyle bir uygulamadan haberleri yok " Taraf Gazetesi 18.09.2008 http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=17190

"Üniversite (latin "universitas magistrorum et scholarium" , öğreten ve öğrenim toplumun'dan kaynaklanıyor, Türkçe; Bilimkent) yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. alt bölümlerden oluşan ve öğrencilerin belirli ihtisaslar kazandıran öğretim ve araştırma kuruluşu." Vikipedi - Üniversite Maddesi http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Cniversite

"Hükümet olarak şuna bütün kalbimizle inanıyorum. Üniversiteler, eleştirel aklın, özgür düşüncenin evi, yuvası olmalıdır. Fikirlerin en ölçülü ve en demokratik biçimde ifade edilebildiği, saygı gördüğü bir üniversite ortamından hiç kimse rahatsız olamaz, rahatsız olmaya da hakkı yoktur. " Başbakan Recep Tayyip Erdoğan http://www.rte.gen.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=138&Itemid=1

"Başbakan Erdoğan'ın da katıldığı tören sırasında, kültür merkezinin yakınında ayrı ayrı gruplar halinde bir araya gelen öğrenciler, AK Parti ve Başbakan'ı protesto eden pankartlar açtı. Bir süre Erdoğan ve üniversitenin rektörü aleyhine slogan atan öğrencilere polis müdahalede bulundu. Öğrencilerden 18'i ifadeleri alınmak üzere gözaltına alındı. " Referans Gazetesi http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=106071

Yorumsuz...

20080926

Bonobolar, içimizdeki maymunlar...

Metis'ten çıkan bu kitabı görünce, henüz okumamış olsam da, Bonobolar hakkında iki kelam edeyim dedim. Efendim Bonobolar, insanlarla ve şempanzelerle ortak atalara sahip olduğu düşünülen bir tür. Yalnız bu arkadaşlar şempanzelerden birazcık farklı.

Kitabın yazarı Waal şöyle demiş: "İnanın bana, araştırmalarda birbirlerini katlettikleri ortaya çıksa şimdiye herkes bonoboları ezberlemişti. Asıl sorun barışçıllıkları. Önce bonoboyu tanısaydık, şempanzeyi daha sonra, hatta hiç tanımasaydık ne olurdu hayal etmeye çalışıyorum bazen. İnsan evrimi hakkındaki tartışma belki bu kadar şiddet, savaş, erkek egemenliği üzerinden değil; cinsellik, empati, özen ve ortaklık üzerinden yürürdü. Ne farklı bir entelektüel bir coğrafyaya sahip olurduk kim bilir!"

Şempaze toplumu agresif erkeklerce yönetiliyor. “Şempazeler kadınlarını dövüyor, yenidoğanları öldürüyor. İşkence ve savaş var” diyor Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Bonobolar üzerine araştırmalar yapan Avusturalyalı biyolog Vanessa Woods It's Every Monkey for Themselves isimli kitabında.

Oysa Bonoboların böyle dertleri yok. Onlar maymun dünyasının çiçek çocukları. Onlar savaşmıyor, sevişiyor.

Durmadan sevişiyorlar hem de. Öyle üremek için falan değil, zevk için. (Zira ortalama 5-6 yılda bir çocukları oluyor) Sorunlarını da bu şekilde çözüyorlar. Şempazeler avlanmak için müthiş işbirliği kuran ataerkil toplumlarken, anaerkil bir toplumda yaşayan Bonoboları avlanmak için işbirliği yapmış vaziyette görmek pek mümkün değil. Genellikle bunun yerine birbirleriyle oynaşarak vakit geçiriyorlar ve etraftan topladıkları meyve ve böceklerle besleniyorlar. Saldırgan akrabalarından fazlasıyla farklı bir yaşam tarzları var.

Tüm bu cinsel ilişkilerde, yaş, cinsiyet gibi ayrımları yok. Toplumda bir hiyararşi söz konusu, ancak bu hiyerarşi konu cinsel ilişkilere gelince ortadan kalkıyor. Yalnız kendi ebeveynleri ile ve yetişkin kardeşleriyle ilişkiye girmiyorlar. Yani ensest onlarda da tabu. Bunun haricinde, eşcinsel ve biseksüel ilişkiler, grup seks gibi konularda tabuları yok. Bunlar yaşamlarının en doğal parçaları. Özellikle dişiler arasında grup seks çok yaygın. Cinsel ilişki toplumlarının temel sosyal ilişki kurma yöntemine dönüşmüş. Tanışma, selamlaşma, kavgaları çözümleme ve kavgalardan sonra barışma için cinsel ilişkiyi kullanıyorlar.

Kongo'daki bitmek bilmez savaşlardan büyük zarar görmüşler bu barışçıl primatlar. Türleri 60 bin civarlarındayken son 30 yılda dramatik bir düşüşle 5 binin altına inmiş. Anlaşılan insanların -her neyi paylaşamıyorlarsa- bitmek bilmez kavgaları yalnızca kendilerini değil, bu kavgaya bulaşmak istemeyenleri de tüketiyor.

Yazarın söylediklerine katılmamak mümkün değil. İnsanın doğası olarak lanse edilen ve şempazelerle özdeşleştirilen figürü o kadar benimsemişiz ki... 2001 A Space Oddyssey'de elinde kemikle rakibini öldüren maymunu nasıl unuturuz ve tüm kültürümüzün ve evrimimizin şiddet üzerine kurulu olduğunu kanıtlarcasına o kemiğin havada dönüştüğü uzay aracını. Oysa yepyeni bir tarih okuması var önümüzde, o su birikintisi için dövüşüp birbirini öldürmek yerine o su birikintisinin başında sevişen primatlar, evrimin açtığı farklı bir kol.

İnternette arama yaparken bu primatlar hakkında Block Bonobo Foundation adresinde bir siteye rastladım. Etik Hödönizm dedikleri bir felsefeyi, Bonoboların yaşam tarzları üzerine kurmuş bir grup insanın sitesi imiş. "Cevap savaşta değil, içinizdeki Bonoboyu çıkarın" diyorlar. Eh, "savaşma seviş" demek yeni birşey olmasa da, bence eskimiş birşey de değil. Sonuçta Bonobolar bunu 1,5 milyon yıldır aralıksız sürdürüyorlar. Yine de sitede Lana'yla ilgili kısımlar epey ilginç. "This was a serious connection, but extremely playful at the same time. I kissed her back, our lips meeting but not touching, a modern inter-species same-sex version of Tristan and Isolde." demiş mesela, dişi bir Bonoboyla cam kafesin dışından flört ettiği günü anlatırken. Hmm...

Tüm bu cinsellikle dolu yazının sonunaysa, Lacan'ın bir sözü mü acaba denk düşüyor? "Cinsel ilişki diye bir şey yoktur". Artık her ne demek istediyse...

20080916

Kötü Adamlar

Bir genç kız, Tutku Türkol, güpegündüz Kadıköy Rıhtım’da, elinde BirGün gazetesi olduğu için önce polis tacizine uğruyor, elindeki gazete yırtılarak tehdit ediliyor, ardından hiçbir geçerli sebep gösterilmeden gözaltına alınıyor, Moda Polis Merkezinde saatler süren taciz ve alıkoymanın ardından serbest bırakılıyor. Bu arada bolca hakarete ve tehdite uğruyor. Eylül ayının hemen başında yaşanan bu olay Kadıköylüler için pek de şaşırtıcı değil.

Bir süredir artan baskılara karşı bir sivil itaatsizlik eylemi olarak her Cuma Moda’da toplanıp içki içen ve gittikçe büyüyen bir grup var. Haftalardır şarkılarıyla, gitarlarıyla bir araya gelen ve içki içip olaysızca dağılan bu insanları, “şaşırtıcı bir şekilde”, Ramazan’a denk gelen ilk eylemde iskeleye ve çevresine yığılmış, eylemi engellemeye kararlı bir grup polis karşıladı. Sonuçta eylemciler dağılmaya karar verince, bununla yetinmek istemeyen “emniyet güçleri” gruptan ön plana çıkan kişileri gözaltına aldı.

Çok önce değil, Turan Özdemir isimli şahıs, Sivas’ta 26 Ağustos’ta polisin dur ihtarına uymadığı için sorgusuz sualsiz üzerine ateş açılarak öldürüldü. Olay, araçta bomba taşındığı şüphesi olduğu söylenerek meşrulaştırıldı ve kamuoyuna bu şekilde sunuldu. Ancak bu ilk kez olmuyordu.

Bu olaydan hemen önce, 6 Ağustos’ta Bahçelievler’de bir “yanlış anlaşılma” sonucu sokak ortasında polis tarafından vurulan ve hastaneye götürülmesi yine diğer polislerce 45 dakika engellenen Fatih Cem İnci’nin cinayet zanlılarına kelepçe bile takılmadı. Olay basında, belli başlı gazeteler hariç geniş bir yer bulmadı, toplumsal bir tepki ise, elbette, gerçekleşmedi.

Baran Tursun da polis kurşunlarına kurban gidenlerden. Kasım 2007’de Henüz 20 yaşındayken, bir kutlamadan dönmekte olan Tursun, kullanmakta olduğu araçta dur ihtarına uymadığından tek bir polis kurşunuyla öldürüldü. Polisler tutuksuz yargılanıyor.

Ve tabii ki gözaltındayken şüpheli biçimde ölen Festus Okey. Emniyet Müdürlüğü yaptığı açıklamada Nijerya uyruklu Okey’in gözaltındayken silahını vermemek için yaptığı mücadelede omzundan yaralandığını ve daha sonra da yaşamını yitirdiğini açıkladı. Bu açıklama pek çok insanı tatmin etmeye yetmedi. Daha sonra yapılan incelemelerle birlikte dava yeni bir düzeye evrildi ve sanık polis Ağır Ceza Mahkemesinde “kasten adam öldürmek” suçundan yargılanmaya başlandı.

Aslında bu olaylar için milat Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'nda 2007 Haziran’ında yapılan değişiklikler. Yapılan değişiklikle birlikte polise verilen yetkilerin neredeyse sınırsızlaştırılması ve ardından da 1 Mayıs gibi olaylarda polis şiddetinin devletçe kutsanması, polislerin kendine güvenlerini had safhaya çıkardı.

Polisin; hükümetin ve özellikle başbakanın tüm toplumsal muhalefet odaklarını ve kendi tarafında olmayan basını alaya alan ve hatta düşmanca hedef gösteren demokrasi dışı tutumundan cesaret aldığı söylenebilir.

Tüm bu ölümle biten olaylar bir yana, son zamanlarda hemen herkesin polis taciziyle ilgili bir hikayesi var, kimi zaman içki içerken, kimi zaman trafikte, kimi zaman kimlik kontrolü sırasında… Gözaltına alınmak veya polis tarafından azarlanmak için çok fazla çaba göstermeye gerek kalmıyor. Ne yazık ki olaylar yaratılan terör-fobisi ile meşrulaştırılıyor, pek çok anti-demokratik uygulamanın meşrulaştırıldığı gibi...

Biz ilkokuldayken Hayat Bilgisi kitaplarında, polisin görevinin halkın güvenliğini sağlamak ve bizi güvende hissettirmek olduğu yazardı; polis bizim yanımızda ve kötü adamların karşısındaydı. Oysa şimdi polis gördüğümüzde tedirgin oluyoruz; olur da yanlış bir laf ederiz, olur da öfkelenirler diye.

Biz mi kötü adamlar olduk, yoksa birileri görevlerini yapmıyor mu?

20080913

Küçük Dünya Umutsuzluğu

Küçücük dünyamızda sıkışıp kaldık.

Ya koskoca cümleler kuruyor ve büyük büyük devrimler yapıyoruz, ya da oturup umutsuzluktan dem vuruyoruz. Sanırım umutsuzluğu epey seviyoruz. Mevsimden midir nedir, canlarımız sıkkın ve dönüp vahşi kanlı dişleri görüp YİYİN BİRBİRİNİZİ diye bağırıyoruz, onlar birbirini yemiyor asla aslında, yenilen yine biz oluyoruz.

Küçücük dünyamızda sıkışıp kaldık ve bundan bu kadar umutsuzuz. Gidecek bir yerimiz yok. Sokakta Kaldık! Hem de sokakta bile barınamadık. Onu bile başaramadık.

Çık hayatımızdan Lyotard. Evet tüm üstsöylemler yenildi, kabul.

O güzel insanlar ne güzel de inanmıştı halbu ki. Niye biz inanamıyoruz?

Zaten hiç kimsenin de umurunda değil değil mi?!

Tuzla'da bir çocuk ölmüş, elektrik çarpmış diyorlar. Benden kaç yaş küçük, ben onun kadarken bilgisayarda oyun oynardım, o evini geçindirmeye çalışırken ölüp gitmiş. Burada ben yazsam, Agos'ta yazsam, Taraf'ta yazsam, Radikal'de, Birgün'de, Evrensel'de vs. vs. yazsam, romanlar yazsam, ahkam kessem ne fayda.

O ölmüş.

Muarrem Ceylan. 16 yaşında. Tersanede.

Önlemler alınabilirdi, o yaşayabilirdi. O çalışmak zorunda olmayabilirdi. Şu dünyada tüm insanların hak ettiği gibi yaşayabilirdi. Yaşıtları gibi okuluna gidebilir eğitimini görebilirdi. Okula giderken giymek zorunda olduğu kıyafetin tek tipliğinden rahatsız olabilirdi mesela, kravat takmak istemeyebilirdi. Matematik dersini sevmezdi belki, ÖSS'ye çalışmayı da sevmezdi, belki "ÖSS'ye Hayır" derdi!

Başka bir dünyada da değil üstelik. Tam da bu dünyada. Yaşanabilir bir dünyada!

Ama o öldü. O çalışmak zorundaydı. Önlemler alınamazdı, patronların karından vazgeçilemezdi, sokakta onun gibi bekleyen kaç tane ağzı açlıktan kokan, her türlü çalışma koşuluna hazır, karın tokluğuna çalışacak işisz vardı, işini kaparlardı, o okula gidemezdi, değil bir de kitap, defter, okul masrafı çıkarmak, anasına bakmak zorundaydı, eve ekmek getirmek zorundaydı.

Başka bir dünyada değil üstelik, bu dünyada... Kapitalizmin hüküm sürdüğü bu barbar dünyada.

Sosyalizm.

Biliyorum. Ancak umutsuzluk her yeri sarmış. Solu darbeler yenememiş ama sol kendi kendisini yenmiş nihayetinde, kendi kavgasına düşmüş, kendi dertleriyle ilgilenir olmuş.

Ufacık dünyasına sıkışıp kalmış.

Bir devrim... Yaşanabilir bir dünya... Sosyalizm.

Ama elimizden bir şey gelmez.

Daha çok çocuklar ölecek. Daha çok insanlar aç yaşayacak ya da karın tokluğuna, yaşamı pahasına çalışacak. Daha uzun yıllar sömürü hüküm sürecek bu dünyada.

Bizse umutsuzluğumuzu konuşuyor olacağız bireysel kurtuluşları aramaya başlamışken bir yandan da... Buralarda ahkam keseceğiz işte böyle, bunları okuyan, konuşan ufacık bir cemaatle, küsecek, barışacak, ayrışacak, kopacak, koalisyonlar kuracak, ittifaklar yapacak, kavga edecek, sarılacak, sevişecek, dövüşeceğiz... Oyunumuzu oynayacak ve ne ileri ne geri gitmeyeceğiz.

Umutsuzuz ya. Mevsimden mi ki?

20080912

TPD yönetiminin Dr. Behnke konusundaki tavrı kabul edilemez

İmza Kampanyası Metni

TPD yonetiminin Dr. Behnke konusundaki tavri kabul edilemez

Turk Psikologlar Dernegi Yonetimine, tum meslekdaslarimiza ve kamuoyuna,

Amerikan Psikologlar Birligi (APA) Etik Ofisi Yoneticisi Dr. Stephen Behnke, 15. Ulusal Psikoloji Kongresi kapsaminda 2 Eylul 2008 tarihinde, "PSIKOLOJIDE ETIK: Sorunlara ve Uygulamalara Karsilastirmali Yaklasimlar" baslikli bir calisma grubu duzenlemek uzere Turk Psikologlar Dernegi (TPD) Ýstanbul Subesi tarafindan Istanbul'a davet edilmistir.

Dr. Behnke ve basinda bulundugu APA Etik Ofisi, Guantanamo basta olmak uzere tutuklulara iskence ve kotu muamele uygulanan ABD Ordusu veya Gizli Servisi kontrolundeki bircok resmi ve gayri resmi hapishanede psikologlarin sorgulara katilmasini ve sorguculara danismanlik yapmasini olumlayan bir tutumun kararli savunucusudur. APA, ABD'deki diger mesleki orgutlerin iskence karsiti tutumlarinin cok gerisinde kalan tutumu nedeniyle uzun suredir gerek ABD'de gerekse dunya capinda demokratik guclerin elestirilerine hedef olmaktadir.

Etik yonetmeliklerinde iskenceye kesinlikle karsi oldugunu belirtmesine karsin APA yonetimi, psikologlarin da katildigi iskence uygulamalariyla ilgili olarak bugune kadar herhangi bir adim atmayarak ve hicbir takipte bulunmayarak hem iskenceli sorgu yontemlerini, hem de uluslararasi hukuku ve insan haklarini hice sayan Bush yonetimini ve iskencehanelerini de onaylamis olmaktadir.

Etik konulu bir calisma grubu icin, etik acidan kabul edilemez tutumunu surduren APA'den bir temsilcinin, hem de bu konuyla iliskili en onemli ofisin basindaki yetkilinin, Turkiye'ye davet edilmesini; kongre duzenleme kurulu baskaninin verdigi tepki neticesinde ve bir protesto ihtimalinden de cekinilerek, calisma grubunun TPD Istanbul Subesi'ne kaydirilarak, orada gizlice gerceklestirilmesini siddetle kiniyoruz.

Bu tutum TPD yonetiminin gerek Dr. Behnke gerekse APA hakkindaki gorus ve tepkilerden haberdar oldugunu ve buna ragmen calisma grubunu gerceklestirmekte israr ettigini gostermektedir. Bu ayni zamanda TPD yonetiminin APA yonetiminin iskenceli sorgulara psikologlarin katkisi ile ilgili kabul edilemez tutumunu onaylamasi anlamina gelmektedir.

Biz asagida imzasi bulunanlar, psikologlarin iskence ve her turlu kotu muamelenin hazirlanmasi, uygulanmasi ve gizlenmesi asamalarinin herhangi birisinde yer almalarinin, iskenceli sorgulari ve iskencehaneleri mesrulastiracak tutumlarda bulunmalarinin meslek etigi disinda oldugunu dusunuyor; gerek APA yonetiminin israrli tutumunun, gerekse de TPD yonetiminin bu onaylayici yaklasiminin kabul edilemez oldugunu savunuyoruz.

TPD yonetimi bir an once psikologlarin iskenceli sorgulara katilmasi konusunda tutumunu netlestirmeli ve Turkiye'dekiler basta olmak uzere psikologlarin insan hakki ihlallerine katkida bulunduklari ileri surulen vakalarla ilgili olarak hicbir ertelemeye basvurmadan anlamli ve ciddi adimlar atmalidir.

Saygilarimizla,

Ilk imzacilar: Sertan Batur, Serdar M. Degirmencioglu, Ersin Asliturk

Metni imzalamak icin:

http://www.petitiononline.com/behnke/petition.html adresine tiklayin. (Turkce bir site bulamadik, ozur dileriz)

Lutfen metni okuduktan sonra;

Metni imzalamak icin en alttaki "Sign the Petition" dugmesine tiklayiniz.

Metni imzalayanlari gormek icin en alttaki "View Current Signatures" baglantisina tiklayiniz